2025 - Cilt: 3 Sayı: 2
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Mazlumluktan zalimliğe iktidar el değiştirirken Abbasîlerin Emevîlere yaptıkları, Adnan Demircan (istanbul: beyan yay., 2025) Isbn: 9786255509253(Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, 2025) Taşdemir, HuzeyfeAdnan Demircan’ın Mazlumluktan Zalimliğe: İktidar El Değiştirirken Abbâsîlerin Emevîlere Yaptıkları adlı eseri, İslâm tarihinin erken dönemlerindeki iktidar değişimlerini, özellikle Emevîler’den Abbâsîler’e geçiş sürecini belge temelli bir yaklaşımla ele almaktadır. Eserde Abbâsîler’in başlangıçta eşitlik, adalet ve mevâlî hakları gibi ideallerle yola çıktıkları ancak iktidarı ele geçirdikten sonra bu ilkeleri terk ederek sistemli bir baskı rejimi kurdukları vurgulanmaktadır. Yazar, tarihî olayları klasik kaynaklara dayanarak yorumdan uzak bir şekilde aktarmakta, okuyucunun kendi değerlendirmesini yapmasına olanak tanımaktadır. Emevîler dönemindeki siyasal çözülme, Abbâsî hareketinin örgütlenme süreci, iktidarın devri ve sonrasında gerçekleşen tasfiyeler eserde ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Ebû Müslim Horasânî’nin rolü, Ebû’l-Abbâs ve el-Mansûr dönemlerinde uygulanan politikalar ve Abbâsîler’in adalet söylemine rağmen gerçekleştirdikleri infazlar kaynaklara dayalı bir yaklaşımla incelenmiştir. Demircan, kaynakların çoğunun Abbâsî Dönemi’ne ait olduğuna dikkat çekerek galiplerin yazdığı tarih üzerinden bir gerçeklik analizi yapmaktadır. Eser tarafsız tarih yazımı anlayışını benimseyerek galiplerin değil, olayların kendisinin merkeze alındığı bir anlatı sunmaktadır. Bu bağlamda kitap hem tarihsel olayların objektif aktarımı hem de İslâm siyasi düşüncesine katkı açısından önemli bir çalışmadır.Öğe Sosyal medya ve dindarlık ilişkisi üzerine bir köy araştırması(Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, 2025) Özyiğit, Veli; Özdemir, MustafaBu çalışma, sosyal medya ile dindarlık arasındaki ilişkiyi kırsal bir yerleşim yeri örneğinde incelemeyi amaçlamaktadır. Günümüzde sosyal medya, iletişim alanında geleneksel medya araçlarının önüne geçerek bireylerin dinî tutum ve davranışlarını da etkileyen bir mecra hâline gelmiştir. Araştırma, kırsalda yaşayan farklı demografik özelliklere sahip bireylerle yapılan yarı yapılandırılmış mülakatlara dayanmaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen çalışmada içerik ve söylem analizleri kullanılarak sosyal medya kullanımının dindarlık üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Bulgular, kırsalda sosyal medya kullanımının sınırlı olmakla birlikte özellikle genç nesil aracılığıyla arttığını, dinî içeriklerin ise genellikle özel günlerde paylaşıldığını göstermektedir. Ayrıca sosyal medya dinî otorite kaynağı olarak görülmemekte ancak bireysel dindarlığın dışavurumu açısından bir araç işlevi görmektedir. Bu bağlamda çalışma, dijitalleşmenin kırsal dindarlık üzerindeki yansımalarını ortaya koymayı hedeflemektedir.Öğe Şeyh Ahmed Fethullah el-Câmî’nin tasavvuf anlayışında mürşid-mürîd ilişkisi(Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, 2025) Sanır, Mehmet HanefiÇalışma, Şeyh Ahmed Fethullah el-Câmî’nin (öl. 2023) tasavvufî eğitim anlayışında merkezi bir yer tutan mürşid mürîd ilişkisinin, bireyin manevî olgunlaşma süreci üzerindeki etkisini analiz etmektedir. Câmî’nin eserlerinde detaylı biçimde ortaya koyduğu bu ilişki, klasik sûfî gelenekten modern tasavvuf yorumlarına kadar uzanan geniş bir çerçevede ele alınmaktadır. Araştırmanın temel amacı, mürşid-i kâmilin sadece teorik bilgi aktaran bir öğretici değil, mürîdin ruhsal gelişimini yönlendiren, ona manevi terbiyesinde rehberlik eden aktif bir irşad otoritesi olduğunu ortaya koymaktır. Bu kapsamda, mürşid ile mürîd arasındaki ilişkinin tasavvufi eğitimde neden vazgeçilmez ve merkezi bir unsur olarak değerlendirildiği, Şeyh Ahmed Fethullah el-Câmî’nin görüşleri ile klasik ve modern kaynaklar arasında yapılan karşılaştırmalı analizler yoluyla açıklanmaya çalışılmaktadır. Araştırmanın önemini artıran başlıca unsur, mürşid-mürîd ilişkisinin pedagojik ve manevi boyutlarıyla birlikte ele alınarak konunun yalnızca teorik bir bağlılık çerçevesinde değil, bireyin manevi dönüşümüne odaklanan çok katmanlı bir terbiye süreci olarak incelenmesidir. Klasik ve modern tasavvuf literatüründe bu ilişkiye dair çeşitli değerlendirmeler bulunmasına rağmen mürşidin bireyin ruhsal tekâmülü üzerindeki dönüştürücü etkisi çoğunlukla ihmal edilmiştir. Buna karşılık, Câmî’nin eserlerinde mürşid-mürîd ilişkisinin yalnızca şekilsel bir aidiyet değil, mürîdin kalbî dönüşümünü ve ruhsal olgunluğa erişimini mümkün kılan dinamik ve sürekli bir rehberlik süreci olduğu açıkça vurgulanmaktadır. Çalışmada yöntem olarak, Şeyh Ahmed Fethullah el-Câmî’nin özgün tasavvufi eserleri ile klasik ve modern dönem sûfî kaynaklarından elde edilen veriler temel alınmıştır. Kapsamlı bir literatür taraması gerçekleştirilmiş ve veriler, karşılaştırmalı ve analitik çözümleme yöntemleri kullanılarak sistematik biçimde değerlendirilmiştir. Analiz sürecinde özellikle mürşidin fonksiyonları, mürîdin teslimiyet anlayışı ve manevi terbiye süreci gibi temalar üzerinde durulmuştur. Klasik kaynaklarla modern yorumlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konmuş; mürşid-mürîd ilişkisinin tarihsel sürekliliği ile dönemsel değişimleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak çalışma, Şeyh Ahmed Fethullah el-Câmî’nin tasavvufi eğitim anlayışında mürşidin bireysel dönüşümdeki merkezi rolünü somut biçimde ortaya koymakta ve tasavvufî eğitimin bireyin ruhsal potansiyelini keşfetme süreci olduğunu göstermektedir.Öğe İbn Düreyd’in hayatı ve Kitâbü’l-Melâhin’in arap dilindeki konumu(Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, 2025) Nuray, Serhat EymenBu makale, Abbâsî dönemi dil âlimi ve sözlükçüsü Ebû Bekir Muḥammed b. el-Hasan İbn Düreyd’in (öl. 321/933) ilmî şahsiyetini ve Kitâbü’l-Melâḥin adlı eserini çok yönlü olarak incelemeyi amaçlamaktadır. İlk bölümde müellifin hayat çizgisi, hocaları ve öğrencileri, edebî kişiliği ayrıntılı biçimde ele alınarak onun dil ve edebiyat sahasına kazandırdığı eserleri ortaya konulmuştur. Ardından “melâḥin” teriminin sözlük ve ıstılah anlamları klasik kaynaklardan hareketle açıklanmış, tevriye ve lugaz kavramlarına değinilmiş ve melâḥin teriminin Cahiliye şiirinden itibaren geçirdiği semantik evreler gösterilmiştir. İkinci bölüm Kitâbü’l‑Melâḥin’in yazılış sebebi, nüsha durumu, tertip planı ve metot özelliklerine ayrılmış ve eserdeki 185 yemin cümlesinin dizini oluşturularak metin içi bağlama göre tasnifi yapılmıştır. Çalışmanın yöntem kısmında dilbilimsel çözümleme ile klasik belâgat usûlünün birlikte kullanıldığı belirtilmiş, her yemin cümlesinde yer alan anahtar kelimelerin sözlükteki yakın anlamları ile nadir veya mecazî anlamları karşılaştırılmıştır ve okuyucuya sunulmuştur. Kelime-anlam ilişkisinin değerlendirilmesinde belâgat sanatları ihtiva eden örnek beyitler ve Kur’ân âyetleri üzerinden gösterilmiştir. Böylece İbn Düreyd’in belagat ilmini sadece estetik bir süs olarak kullanmadığı, yemin hukukunda muhatabın kastını örtme, sözü zarif biçimde gizleme ve dilin pratik imkânlarını genişletme amaçlarına hizmet ettirdiği ortaya konulmuştur. Elde edilen bilgiler, Kitâbü’l‑Melâḥin’in klasik lügat geleneği ile belâgat nazariyesini kaynaştırarak Arapçada çokanlamlılığın sistematik bir örneklemini sunduğunu göstermektedir. Eserin nadir lafızları muhafaza eden sözlükbilimsel değeri vurgulanmış, lügat ve belâgat çalışmalarına yöntemsel bakımından model teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Böylece çalışma hem İbn Düreyd’in ilmî mirasına hem de Arap dilinde anlam katmanlarının dinamik yapısına dair özgün bir bakış açısı sunmaktadır.Öğe Cami içi din hizmetleri bağlamında imam-hatiplerin örgütsel kimlik algıları(Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, 2025) Özer, Mehmet Fatih; Kızılabdullah, YıldızDiyanet İşleri Başkanlığının (DİB) en temel görevi olan din hizmeti, sadece ibadetlerle sınırlı olmayıp toplumu din konusunda aydınlatma ve dinî sahih bilgiyi tüm kesimlere ulaştırma boyutuyla da çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Bu bağlamda imam-hatipler gerek DİB içerisindeki nicel yoğunlukları gerekse ülkenin en ücra köşelerinde dahi görev yapmaları nedeniyle toplumun tüm kesimlerine ulaşma imkânına sahiptir. Kurumun, bir anlamda toplumdaki görünen yüzü konumundadırlar. Bu nedenle imam-hatiplerin Başkanlıkla kendilerini ne derece özdeşleştirdikleri, kuruma ve kurum değerlerine yönelik ne ölçüde aidiyet hissettikleri, görevlerine yönelik bakış açıları, sürdürülmekte olan din hizmeti faaliyetlerindeki verimliliği ve bu çalışmaların toplumda karşılık bulmasını doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer almaktadır. Buradan hareketle araştırmanın amacı, DİB’de imam-hatip olarak görev yapmakta olan personelin örgütsel kimlik algılarını tespit etmek ve elde edilen sonuçların imam-hatiplerin cami içi din hizmetlerine yönelik tutumlarına olan etkisini incelemektir. Bu doğrultuda nicel araştırma yöntemine dayalı olarak gerçekleştirilen bu araştırmada, Türkiye’nin her bölgesinden bir şehir olmak üzere toplam yedi ilde görev yapmakta olan 715 imam-hatip üzerinden veri toplanmıştır. Katılımcıların örgütsel kimlik düzeyleri ile cami içi din hizmetlerine yönelik tutumları, “Çok Boyutlu Örgütsel Kimlik Ölçeği” ile “Cami İçi Din Hizmetlerine Yönelik Tutum Ölçeği” aracılığıyla ölçülmüş ve elde edilen veriler istatistiksel analizlerle değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, örgütsel kimlik ile cami içi din hizmetlerine yönelik tutum arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Özellikle davranışsal bağlılık düzeyi yüksek olan imam-hatiplerin, hizmet süreçlerine daha etkin ve içtenlikle katıldıkları belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, din hizmetlerinde verimliliğin artırılması için mesleki gelişimin yanı sıra kurumsal aidiyetin güçlendirilmesinin de elzem olduğunu ortaya koymaktadır.Öğe Kur’an’ı anlamada takvâ olgusunun önemi(Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, 2025) Sümer, İdris SamiKur’ân-ı Kerîm, ilk muhatap toplumun dili olan Arapça ile nazil olmuştur. Kur’an’ı anlamak için ya onun indirildiği dili bilmek ya da mütercimler tarafından yapılan tercümelerine başvurmak gerekmektedir. Ancak birçok Kur’an âyetinde de işaret edildiği üzere Kur’an’ı anlamama meselesi salt dille alakalı bir sorun değildir. Zira farklı Kur’an âyetlerinde de vurgulandığı üzere ilk muhataplar içerisinde Kur’an’ı anlamayanlar veya anlamak istemeyenlerin olduğundan bahsedilmektedir. Arapça düşünen ve konuşan bir toplumun, kendi ana dillerinde indirilen bir kitabı anlayamamaları elbette dilsel bir bariyerden kaynaklanmamaktadır. Bu sebeple Kur’an’ı anlamamak sorunu sadece lisanın anlaşılmamasıyla ilgili olmayıp anlamama isteği ve iradesiyle de ilişkilendirilmektedir. Kur'an, kendisinin bütün insanlığa gönderildiğinden bahsetmekle birlikte hidayetinden ancak muttakilerin istifade edebileceğini haber vermektedir. Mushaf tertip sırasına göre ikinci sûre olan Bakara’nın ilk âyetlerinde hidayet ve takva ilişkisinden bahsedilmesi ve Kur’an’ın ancak müttakiler için rehberlik yapacağının bildirilmesi takva olgusunun Kur’an’ı anlama eylemiyle ilişkisine işaret etmektedir. Takvâ kelimesi, Câhiliye Dönemi şiirlerinde daha çok maddi anlamda bir şeyden/zarardan korunmak ve sakınmak anlamıyla kullanılırken Kur’an’ın anlam evreninde; Allahtan korkmak, çekinmek ve O’na karşı sorumlulukların farkında olmak manasında zikredilmektedir. İnsanın Allah’a karşı temel sorumluluklarından birisi de O’nun gönderdiği kitaba inanması ve kitabın ilkelerine göre hayatını dizayn etmesidir. Müttaki kavramı bu manasıyla Kur’an’ı anlamak ve ona göre yaşamak isteyen kimselerin vasfı olarak da zikredilmiştir. Sorumluluk almak istemeyen kimselerin Kur’an’ı anlayamayacağı ve gereğince ondan istifade edemeyeceği bildirilmiş ve takva (sorumluluk) bilinciyle Kur’an’ı anlama arasındaki sıkı ilişkiye dikkat çekilmiştir. Bu araştırma, Kur’an’ı anlama ile takva arasındaki ilişkinin mahiyetini ortaya koymaya çalışmaktadır. Çalışma, Kur’an metni ve ilgili kaynaklar üzerinde desen inceleme ve analiz etme yöntemiyle yürütülmüştür.Öğe Kur'an ayetleri bağlamında ‘vesîle’nin teşekkülü / konumlandırılması(Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, 2025) Yılmaz, AliKur’an’da, “Allah’a yaklaşmak için vesîle arama”yı öğütleyen iki ayet bulunmaktadır. Ayette geçen ‘vesîle’ kelimesi, öncelikle sebep, vasıta ve aracı anlamlarında kullanılmakta olup kavramın mahiyeti üzerine zaman içinde farklı yorumlar yapılmıştır. Müslümanlar, dinî yaşantılarında bu kavrama çeşitli şekillerde başvurmuşlardır ve bu uygulama günümüzde de hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Ancak, vesîle ile ilgili yapılan yorumlar ve bu yorumların pratikteki uygulamaları beraberinde bazı tartışmaları getirmiştir. Bu nedenle vesîleye dair bazı yaklaşımlar olumlu karşılanırken, bazıları şiddetle reddedilmiş ve her bir yorumun şer’î yönü üzerinde tartışmalar yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Kur’an’da Allah’a yaklaşmak için vesîle aramanın anlatıldığı ayeti merkeze alarak vesîle kavramının teolojik temellerini ve toplumsal yansımalarını incelemektir. Vesîle uygulamalarının doğru anlaşılmaması, bazen yanlış inançların ve yanlış pratiklerin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Çünkü vesîle, Allah’a yaklaşma amacını taşırken yanlış bir şekilde anlaşıldığında şirke yol açabilecek potansiyel taşımaktadır. Bu sebeple, vesîle kavramının doğru bir şekilde anlaşılması hem inanç hem de pratik açısından büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada vesîle/tevessülün İslam’daki yeri, ayetlerle desteklenerek savunulacak ve bu kavramın doğru bir şekilde anlaşılmasının önemi vurgulanacaktır. Vesîle kavramının tarihsel olarak nasıl şekillendiği, farklı yorumların nasıl ortaya çıktığı ve bu kavramın İslam’daki meşruiyeti konularında bir perspektif sunulacaktır. Çalışmamızda hadislerden ziyade ayetlere dayalı bir inceleme yapılacak ve vesîle kavramının İslam’daki yeri belirlenmeye çalışılacaktır. Bu noktada vesîleyi anlamak için Kur’an’a yönelmenin, doğru bir dinî yaşantı için ne kadar gerekli olduğu ortaya konacaktır. Mevcut çalışmalar genellikle vesîle kavramını belirli görüşler veya özel alanlar üzerinden ele alırken, bu çalışma, vesîle/tevessül kavramını Kur’an ayetleri bağlamında daha geniş bir perspektifle inceleyerek teolojik ve toplumsal yorumlarını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmamızda, 'Kur’an Tefsiri ve Sosyal Uygulama Analizi Yöntemi' kullanılarak, mevcut görüşler yerine doğrudan Kur’an ayetleri çerçevesinde vesîle kavramının teolojik arka planı ve pratik yansımalarının değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Vesîlenin doğru anlaşılması, sadece bireysel inançların sağlıklı bir şekilde temellendirilmesini değil, aynı zamanda toplumsal pratiğin de doğru bir şekilde şekillenmesini sağlayacaktır. Böylece, vesîle/tevessül kavramının İslam toplumlarında hem teorik hem de pratik düzeyde doğru bir şekilde anlaşılmasına katkı sağlanacaktır.












